"verba volant, scripta manent"

Borçlar Genel Pratik – İÜHF’den Bir Sınav ve Cevapları
Borçlar Genel Pratikleri

Borçlar Genel Pratik – İÜHF’den Bir Sınav ve Cevapları 

Yine mi İÜHF diyeceksiniz belki; ama pratikler konusunda soruların ve cevapların olduğu en önemli kaynağımız orası. Bu yazıda İstanbul Hukuk‘ta yılında yapılan bir sınavın cevaplarını içeren borçlar genel pratik çalışmasını bulacaksınız. Pratikler en başta sürekli İstanbul Hukuk’tan olacak; çünkü cevaplarının doğruluğundan ilk bakışta emin olunabilenler bunlar. İÜHF kürsüleri yaptıkları sınavların cevap anahtarlarını düzenli bir şekilde internet sitelerinde yayınlıyorlar. Kürsünün yaptığı sınavlara kürsünün verdiği cevaplardan daha iyi kim cevap verebilir?

Tabi ki zamanla tüm fakültelerden pratik çalışmalar ve sınav cevap anahtarlarını edinmeye çalışacağız. Yine de başlangıcı sağlam yapalım dedik ve biraz garantici davranarak çoğunlukla İÜHF sınavlarına ve cevap anahtarlarına yer verdik. Aşağıdaki sınavdan bir olayı ve soru örneğini paylaşalım:

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ BORÇLAR HUKUKU GENEL HÜKÜMLER DERSİ TELAFİ SINAVI (ÇİFT)

Olay I: Ekonomik olarak zor günler yaşayan gıda toptancısı (A), deposunda bulunan 500 kg pirinci hızlı bir şekilde elinden çıkarmak istemektedir. Bu amaçla süpermarket sahibi (B)’yi telefonla arar ve deposundaki pirinci kilogramı 3 TL’den satabileceğini söyler. Düşünmek için kısa bir süre isteyen (B), iki hafta sonra gönderdiği elektronik postada, (A)’nın önerisinden duyduğu memnuniyeti ve 500 kg pirincin tamamını kilogramı 2.5 TL’den almayı kabul ettiğini belirtir. Bunun üzerine A, pirinci kamyonetine yükleyerek yola çıkar.

Pirincin teslimi sırasında (A)’nın içinde bulunduğu ekonomik durumu öğrenen ve kendisi de bir saat koleksiyoneri olan (B), (A)’nın kolundaki Rolex saati fark ederek, eğer isterse bu saati piyasa fiyatının %10 aşağısına hemen alabileceğini söyler. Saat eşinin hediyesi olduğu için bir süre tereddüt yaşayan (A), içinde bulunduğu ekonomik durumun da etkisiyle (B)’nin teklifini kabul eder ve saati teslim ederek parasını alır.

Soru 1: (A) ile (B) arasında pirinç satışına ilişkin sözleşmenin kurulup kurulmadığını gerekçeli olarak açıklayınız.

Cevap 1: A’nın deposundaki pirinci kilogramı 3 TL’den satmayı teklif etmesi, satım sözleşmesinin esaslı unsurları olan satılacak mal ile bedelini içerdiği ve A’nın bağlanma iradesini ortaya koyduğu için geçerli bir öneridir. Telefonda yapılan bu öneri hazırlar arasında kabul edilir ve kural olarak derhal kabul edilmediği takdirde öneren önerisiyle bağlılıktan kurtulur. Ancak olayda A, B’ye tanınan kısa süre boyunca önerisi ile bağlı olacaktır. A’nın bu önerisi, B’ye tanınan sürenin dolması/B’nin gönderdiği cevapta farklı bir fiyat teklifinde bulunarak reddetmesi sebepleriyle bağlayıcılığını kaybeder. B’nin fiyat değiştirerek yaptığı beyan yeni bir öneri niteliğindedir. Elektronik posta yoluyla yapılan bu önerisi ile B, kabul haberinin kendisine ulaşması için gerekecek makul bir süre boyunca bağlı olacaktır. Elektronik posta yoluyla kendisine ulaşan öneri üzerine A’nın pirinçleri yükleyip yola çıkması örtülü kabul anlamına gelir. Sonuç olarak taraflar arasında sözleşme, B’nin önerdiği şartlarda A’nın örtülü kabulü üzerine kurulmuştur.

Soru 2: Hayli üzgün bir şekilde işyerine dönen (A), içinde bulunduğu ekonomik durum sonucu değerinin altında bir fiyata razı olduğu gerekçesine dayanarak, saat satımına ilişkin sözleşmeyle bağlı olmadığını ve saatin iade edilmesi gerektiğini ileri sürebilir mi? Gerekçeli olarak açıklayınız.

Cevap 2: Bu soru bakımından aşırı yararlanma (gabin) halinin var olup olmadığı araştırılacaktır. Gabin, bir sözleşmede tarafların edimleri arasında aşırı bir oransızlık bulunmasıdır. Ancak bu oransızlığın sözleşmenin geçerliliği bakımından etkili olması için,

– Edimler arasında ilk bakışta anlaşılabilecek açık bir oransızlığın bulunması (objektif şart),

– Bu açık oransızlığın, zarar görenin zor durumda olmasından, hafifliğinden veya tecrübesizliğinden kaynaklanması (sübjektif şart) gerekir.

Bu şartların gerçekleşmesi halinde zarar gören, karşı tarafın bu durumu bilerek haksız bir menfaat sağlamak üzere hareket etmiş olması kaydıyla, kendisini sözleşmeyi yapmaya iten durumun ortadan kalkmasından itibaren 1 yıl, her durumda sözleşmenin kurulmasından itibaren 5 yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını ya da edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini talep edebilir.

Olayda A zor durumda olduğu için gabinin objektif şartı gerçekleşmiştir. Ancak piyasa fiyatından %10 aşağı bir fiyatın belirlenmesi halinde edimler arasında aşırı bir oransızlığın varlığından bahsedilemeyeceği için, gabinin sübjektif şartı gerçekleşmez. Bu noktada, saatin eşinin hediyesi olması nedeniyle A’nın kişisel olarak ona yüklediği yüksek değer dikkate alınmaz. Sonuç olarak A, sözleşmeyle bağlı olmadığını ve saatin iade edilmesi gerektiğini ileri süremez.


Olay II: Ünlü bir oyuncu olan (O) bir dizi estetik operasyon geçirmek üzere estetik cerrah (E) ile anlaşır. Ancak ameliyat sırasında anestezist (A)’nın hatası nedeniyle (O) komaya girer ve 15 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybeder. (O)’nun ölümü üzerine bir açıklama yapan (E), (O)’nun ölümü dolayısıyla kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ameliyat ekibinin tamamının işinin ehli ve uzman kişiler olduğunu böyle bir sonucun meydana gelmesinden kendisinin hiçbir şekilde sorumlu tutulamayacağını söyler. (O)’nun ölümü üzerine oynamakta olduğu dizinin yapımcısı (Y) dizinin yayından kaldırıldığını açıklar. (O)’nun ölümü sırasında babası (B) hayattadır. Diğer yandan yardımsever kişiliği ile tanınan (O) sağlığında kanser hastası (H)’nin tedavi masraflarını karşılamaktadır.

Soru 1: (O)’nun ölümü dolayısıyla ortaya çıkan zararlardan kim veya kimler hangi hukuki sebebe dayalı olarak sorumludurlar? (E)’nin bu konudaki açıklamasını da dikkate alarak gerekçeli şekilde açıklayınız.

Cevap 1: (E) , ameliyat borcunun ifası sırasında kullanmış olduğu yardımcı kişi (A)’nın fiilinden dolayı BK md. 116 hükmü uyarınca sorumludur. BK md. 116 uyarınca borçlunun yardımcı kişinin fiilinden sorumlu tutulabilmesi için 

– Borçlu borcun ifasında yardımcı kişi kullanmış olmalıdır. – Borcun ifasında yardımcı kişi kullanılması borca aykırı olmamalıdır.

– Yardımcı kişi borçlunun borcuna aykırı davranışla alacaklıya zarar vermiş olmalıdır.

– Borçlu, borç bizzat kendisi tarafından ifa edilse ve zarar verici davranışta bizzat bulunsaydı sorumlu tutulabilecek olmalıdır.

– Yardımcıların fiilinden borçlunun sorumluluğunu kaldıran veya daraltan anlaşma bulunmamalıdır.

Olayda (A) borcun ifası bakımından yardımcı kişi durumundadır. Kişinin ifa yardımcısı olarak kabul edilebilmesi için borçlunun emri altında olması veya borçluya bir sözleşmeyle bağlı olması şart değildir. (E)’nin beyanlarının sorumluluğuna bir etkisi yoktur. Zira BK md 66’dan farklı olarak borçlu yardımcıyı seçmede, talimat vermede ve denetimde gerekli özeni gösterdiğini iddia ederek sorumluluktan kurtulamaz. Diğer yandan olayda BK md. 66’nın uygulanma şartları bulunmamaktadır. Zira olayda (E) ile (A) arasında istihdam ilişkisinin olduğuna dair bir bilgi yer almamaktadır. Son olarak ortaya çıkan zarardan A’nın da haksız fiil sorumluluğu bulunmaktadır.

Soru 2: (O)’nun ölümü dolayısıyla babası (B), yapımcı (Y) ve kanser hastası (H)’nin (E)’den tazminat talep etmesi mümkün müdür? Her biri açısından ayrı ayrı değerlendiriniz.

Cevap 2: (O)’nun ölümü dolayısıyla babası (B) mirasçısı sıfatıyla cenaze giderlerini ve ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıpları talep edebilir (BK md 53). Bu hak (B)’nin (O)’nun mirasçısı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu taleplere ek olarak (B)’nin (O)’nun desteğinden yoksun kalması dolayısıyla tazminat talep etmesi de mümkündür. Ancak bu noktada önemli olan husus (B)’nin destek ihtiyacının varlığıdır. Zira ölüm sayesinde veya başka sebeple davacının elde ettiği yararlar destek ihtiyacının ortadan kalkmasına neden olabilir. Bu nedenle ölüm sebebiyle (B)’nin destek ihtiyacından bahsederken kendisine miras olarak kalan malvarlığının destek ihtiyacını ortadan kaldırıp kaldırmadığının incelenmesi gerekir. Ayrıca BK md 56 f.2 uyarınca (B)’nin manevi tazminat talep etme hakkı da bulunmaktadır.

Yapımcı (Y)’nin ölüm dolayısıyla tazminat talep etme hakkı bulunmamaktadır. Zira (Y)’nin uğradığı zarar yansıma zarar niteliğindedir. Yansıma zarar hukuka aykırı bir fiile maruz kalan kimseden başka bir kişinin bu fiil yüzünden uğradığı zarardır. Yansıma zararın talep edilebilmesi için bunun kanunda özel olarak düzenlenmiş olması gerekir (BK md 53, Manevi tazminat bakımından BK md. 56 f. 2 ). Dolayısıyla (Y)’nin uğramış olduğu zararlar bakımından uygun illiyet bağı olmakla beraber hukuka aykırılık bağı yoktur. Bu sebeple (Y)’nin uğramış olduğu zararları tazmin etme imkanı bulunmamaktadır.

Kanser hastası (H)’nin destekten yoksun kalan sıfatıyla tazminat talep etmesi mümkündür. Zira (H)’ye yapılan
tedavi yardımı da düzenli ve sürekli yardım niteliğindedir. Bu sebeple (H) destekten yoksun kalma tazminatı
kapsamında tedavi masraflarının karşılanmasını talep edebilir.


Olay III: Kendisine miras kalan arsaya iş merkezi inşa ettirerek kira geliri sağlamayı düşünen (A), yüklenici (B) ile sözleşme imzalar. Sözleşmeye göre, arsa sahibi (A) yüklenici (B)’ye iş bedeli olarak 100.000 TL ödeyecek, müteahhit ise ödemenin yapılmasından itibaren bir yıl içinde inşaatı tamamlayarak (A)’ya teslim edecektir. (A) işin bedelini hemen ödediği ve üzerinden bir yıl geçtiği halde, (B) henüz inşaata başlamamıştır. Bu bir yıllık süreçte telefonlara çıkmayan (B) (A)’ya haber göndererek, çok üzgün olduğunu, ancak inşaatı yapamayacağını bildirmiştir.

Soru 1: – Yüklenici (B)’nin kararlaştırılan süre içinde binayı teslim edememesi halini Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri çerçevesinde değerlendiriniz. (A)’nın bu durumda (B)’ye karşı sahip olduğu hakları belirterek, ana hatlarıyla açıklayınız.

Cevap 1: Olayda B’nin borçlu temerrüdüne düşüp düşmediği incelenmelidir. Borçlu temerrüdü için, muaccel olmasına rağmen borcun ifa edilmemesi (Olayda borcun ifa zamanı geldiği için, muacceliyet şartı gerçekleşmiştir.), kural olarak alacaklının ihtarı (Olayda, borcun ifa edileceği gün tarafların anlaşması suretiyle belirlendiği için, temerrüd ihtarına gerek yoktur.), borcun ifasının mümkün olması (Olayda bina inşa etme borcunun ifası mümkündür ve A’nın bu ifaya yönelik menfaati halen devam etmektedir.) ve alacaklının ifayı kabule hazır olması şartlarının bir arada gerçekleşmesi gerekir. Olayda tüm bu şartlar gerçekleştiği için, A’nın binayı kendisine tanınan vade içinde inşa etmemesi hali onu borçlu temerrüdüne düşürür.

Olayda iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme söz konusudur. İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde alacaklı kural olarak mütemerrit borçluya uygun bir süre (mehil) vererek (olayda süre tanımaya gerek yoktur, çünkü borçlunun tutumundan süre vermenin etkisiz olacağı anlaşılmaktadır.),

a) sahip olduğu aynen ifa ve gecikmeden doğan zararın tazmini seçeneği dışında,

b) sözleşmeden dönerek menfi zararını (sözleşme hiç kurulmamış olsaydı, uğranılmayacak olan zarar) talep etme ya da

c) aynen ifadan vazgeçerek müspet zararını (sözleşme kararlaştırıldığı şekilde ifa edilseydi, mal varlığının alacağı durumun sağlanması) talep etme seçeneklerinden birine de yönelebilir.

Soru 2: Eğer taraflar sözleşmede, belirlenen tarihte binanın teslim edilmemesi halinde gecikilen her ay için 5.000 TL cezai şart ödeneceğini kararlaştırmış olsalardı, (A) hangi ihtimalde cezaî şartın ödenmesini talep edebilirdi? Özellikle öngörülen teslim tarihinin üzerinden 4 yıl geçtikten sonra, o tarihe kadar birikmiş cezai şart alacağının tamamının ödenmesini talep edebilir miydi? Gerekçeli olarak açıklayınız.

Cevap 2: Olayda ifa ile birlikte talep edilebilen cezai şart söz konusudur. Cezai şartın talep edilebilmesi için, alacaklının uğradığı zararı ya da borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatlamasına gerek yoktur. Somut olayda A tarafından cezai şartın talep edilebilmesi, B’nin temerrüde düşmesi halinde sözleşmeden dönme ve olumsuz zararın tazmini dışındaki bir seçeneğe yönelmiş olmasına bağlıdır. Sözleşmeden dönülmesi halinde sözleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkacağı için, bu sözleşme içinde bulunan cezai şart düzenlemesi de sözleşmeyle birlikte ortadan kalkacaktır.

Teslim tarihi üzerinden 4 yıl geçtikten sonra birikmiş olan cezai şart miktarının tamamının talep edilmesi mümkün değildir. İlk olarak, borçlunun ifayı gerçekleştiremeyeceğini açıkça beyan etmiş olmasına rağmen A’nın çok uzun süre bekleyerek cezai şart alacağının artmasını sağlaması dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Diğer yandan A’nın bu davranışı, borçlusunun durumunu ağırlaştırmayacak şekilde davranma sorumluluğuna da aykırılık teşkil eder (Kıyasen BK md. 52).

Sonuç olarak A’nın ne kadar bir süre için cezai şart talep edebileceği, somut olayın şartlarında hakim tarafından takdir edilecektir. Bu noktada hakim, dürüst bir kişinin aynen ifadan vazgeçip sözleşmeden dönme seçeneğine yönelmesinin bekleneceği süreyi dikkate alacaktır.


Olay IV: Bir LCD televizyon ihtiyacı olan (A) bu amaçla elektronik ürünler satışı yapan kiracısı (K)’nın dükkanına gider. (K)’nın tavsiyesi üzerine 2500 TL’lik bir ürünü beğenen A televizyonu satın alır. Taraflar ödemenin 1.5.2013 tarihinde yapılacağı hususunda anlaşırlar. Daha sonra ticari işleri dolayısıyla kredi kullanmak durumunda kalan (A), kredi karşılığında 1 yıllık kira alacağını 28.5.2013 tarihinde (B) bankasına temlik eder. (B) bankası bu temlik işlemini 2.6.2013 tarihinde (K)’ya bildirerek temlik tarihinden itibaren kira bedelinin kendisine ödenmesi ihtarında bulunur. Bu bildirime karşılık (K), (A)’nın da kendisine 2500 TL borcu olduğunu ve bu miktarın kira alacağından düşülmesi gerektiğini ifade eder. (A) ile (K) arasındaki kira sözleşmesinde kira bedelinin her ayın 1. gününde ödeneceği kararlaştırılmıştır.

Soru 1a: (A) tarafından (B) bankasına yapılan temlik işlemi geçerli midir? Temlik edilen alacağın niteliğini dikkate alarak açıklayınız.

Cevap 1a: Bir tasarruf işlemi olan alacağın devrinin geçerli olabilmesi için BK md. 183 gereğince yazılı şekilde yapılması gerekir. Bu sebeple öncelikle devrin geçerli olabilmesi için bu koşula uyulmuş olması gerekir. Ancak burada asıl sorun temlik edilen alacağın niteliği bakımındandır. Burada henüz doğmamış bir alacağın devri söz konusudur. Henüz doğmamış alacakların temliki sorununu devir anında mevcut bir hukuki ilişkiye dayanan alacaklar ve devir anında hiçbir temeli olmayan alacaklar şeklinde ikiye ayırarak incelemek gerekir. Devir anında mevcut bir hukuki ilişkiye dayanan alacakların temlik edilebileceği kabul edilmektedir. Burada temel ilişkiden doğan ve ileride ortaya çıkacak asıl alacağa sahip olma imkanı veren bir beklenen hakkın devri söz konusudur. Olaydaki kira alacağı da bu niteliktedir. Devir anında temel hukuki ilişki mevcut olduğundan bu temlik geçerlidir. Devir anında hiçbir temeli olmayan alacaklar bakımından ise devrin geçerliliği doktrinde tartışmalıdır.

Soru 1b: Olayda (K), Haziran ayı kirasını 1.6.2013 tarihinde (A)’ya ödemiş olsaydı? Borcundan kurtulmuş olur muydu? Gerekçeli olarak açıklayınız.

Cevap 1b: Alacağın devrinin bildiriminden önce önceki alacaklıya yapılan ödemenin borcu sona erdirip erdirmeyeceği BK md. 186’da düzenlenmiştir. Buna göre “ Borçlu alacağın devredildiği, devreden veya devralan tarafından kendisine bildirilmemişse önceki alacaklıya; birkaç kez devredilmişse son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurutulur.” Ödemenin borcu sona erdirebilmesi için borçlunun iyiniyetli olması gerekir. Ödeme sırasında borçlunun iyiniyetli olmadığını ispat etmek bunu iddia eden yeni alacaklıya düşer.

Soru 2a: (K)’nın 2500 TL’lik alacağının temlik edilen kira alacağından düşülmesine ilişkin beyanını hukuki bakımdan nitelendirerek şartlarını belirtiniz.

Cevap 2a: (K)’nın bu ifadesi takas beyanı olarak nitelendirilmelidir. Takas beyanı tek taraflı yenilik doğuran bir işlem olup geçerliliği bir şekle tabi değildir.

Takasın şartları:

– Taraflar birbirinden alacaklı olmalıdır. Takas edilecek alacakların aynı borç ilişkisinden doğması aranmaz.

– Tarafların birbirlerinden olan alacaklarının konusu aynı türden olmalıdır.

– Takası yapmak isteyenin alacağı ifası istenebilir borcu da ifa edilebilir olmalıdır.

– Takas hakkından feragat edilmemiş olmalıdır.

Soru 2b: (K)’nın bu hakkını alacağı devralan (B)’ye karşı ileri sürmesi mümkün müdür? Gerekçeli olarak açıklayınız.

Cevap 2b: Yukarıda da belirtildiği üzere alacakların takas edilebilmesi için tarafların birbirinden alacaklı olmaları gerekir. Ancak BK md. 188 f.2 ile bu duruma bir istisna getirilmiş ve borçluya eski alacaklısına karşı sahip olduğu bir alacağı ile devredilen alacağı takas etme imkanı tanınmıştır. Bunun için aranan tek şart takas ileri sürülen alacağın devralınan alacaktan daha sonra muaccel olmamasıdır. Buna göre (K) tarafından takası talep edilen televizyon bedeli devredilen kira alacağından daha önce muaccel olduğundan (K)’nın takas hakkını alacağı devralan (B) bankasına karşı ileri sürmesi mümkündür.

Zannedersek borçlar hukukunun zorluğundan bahsetmemize gerek yoktur. Yine de ufak bir uyarıda bulunalım. Sadece pratik çözerek sınava girme gafletine düşenler olduğunu duyuyoruz. Bunu yapmamalısınız. Biz boşuna mı buraya onlarca ders notu koyuyoruz? Hadi kitap okuyamadınız, sınavlar yaklaştı, Hukuk Sebili’ni açıp şöyle güzel bir borçlar genel özet notu da mı bulamadınız? 

İndirme linkini yazının sonunda bulabilirsiniz.

Daha fazla borçlar genel pratik çalışması çözmek isteyenler için Sitemizde bir çok borçlar genel pratik çalışması mevcut. Bunlar yetmiyorsa bir borçlar genel pratik çalışma kitabı edinebilirsiniz. Ayrıca diğer 2. sınıf hukuk derslerinin pratiklerini de bulabilirsiniz. 1. sınıf hukuk pratikleri, 3. sınıf hukuk dersleri pratikleri ve 4.sınıf hukuk dersleri pratikleri de ilgili linklerde.

Daha konu çalışamadık ne pratiği diyenler sadece kaliteli hukuk ders notlarının adresi Hukuk Sebili anasayfasındaki arama sekmesine çalışmak istedikleri dersi yazabilirler!

Borçlar Genel Pratik Çalışması PDF Linki:

İÜHF Borçlar Hukuku Bir Sınav ve Cevapları

Diğer Makaleler

Leave a Reply

Gerekli alanlar işaretlendi *