Genel Kamu Hukuku Pratikleri’nden kaliteli bir çalışma ile karşınızdayız. Yazının sonunda linkini bulacağınız Genel Kamu pratik çalışmasında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2017 yılı Genel Kamu Hukuku Final Sınavı ve cevap anahtarı var. Genel kamu hukuku gibi bir derste cevap anahtarı olması iki kat önem taşıyor, zira yıllarca aynı cevapları verip ve cevaptan da emin olup, 80 beklerken 13 almak çok doğal! Genel kamu hukuku insanı ters köşe yapmayı en çok seven 2 dersten biri olabilir (diğeri ne hikmetse genelde aynı kürsünün verdiği İnsan Hakları Hukuku dersi…), o yüzden önleminizi alın, dersleri dinleyin, üstüne de cevap anahtarlı pratikleri çözün. Geçer misiniz kalır mısınız bilemeyiz; ama genel kamu pratik çalışma çözmeden zor geçilir, bunu biliyoruz!

Pratik çalışmaları en başta sadece pdf dosyası olarak paylaşıyorduk. Mobilden giren bazı öğrencilerimiz, pratikleri doğrudan sayfada da görebilmenin iyi olacağını söyledikleri için, artık pratik çalışmalarımızı aşağıda gördüğünüz gibi paylaşmaya da karar verdik. İnsan hakları pratik çalışması olduğu için cevaplar çok kısa değil, biz elimizden geldiğince gözünüzü yormayacak şekilde buraya aktarmaya çalıştık. Diğer insan hakları pratik çalışmalarını ve daha önce paylaştığımız tüm pratikleri de yavaş yavaş bu hale getireceğiz. Yine de bu genel kamu pratik çalışmasını indirmek isterseniz, indirme linkini yazının sonunda bulabilirsiniz.


GENEL KAMU HUKUKU 2016-2017 İKİNCİ ÖĞRETİM DÖNEMSONU SINAVI CEVAP ANAHTARI

S.1. İbn-i Rüşd’ün devlet anlayışını açıklayınız (10 p).

C.1. İbn-i Rüşd, şehrin erdemli kılınabilmesi için liderliğin öneminden söz etmiştir. Erdemler arasında en önemlisi bilgeliktir. Bu şehirde kararlar felsefe aracılığıyla alınır. Diğer önemli erdemler ise yiğitlik, ölçülülük, adalet, birlik ve bütünlüktür. Şehrin sakinleri, şiir ve hitabet sanatları ile ikna edilerek ya da şiddet kullanıla -+rak erdemli hale getirilir (4 p). Düşünür, erdemli şehrin liderinin özellikleri üzerinde de durmuştur. Bir çeşit filozof kral olan lider, varlığın bilgisini elde etmeye çalışan ve onun ilk maddeden soyut hakikatini araştıran kişidir. Lider teorik bilimleri araştırmayı amaç edinmiştir ancak, pratik bilimlerde de derin bilgiye sahiptir. Şehir halkı, erdem ve adaletin pratikteki görünüşünü bu liderden öğrenecektir. Böylece lider, erdemli kişilerin yetişmesini sağlayacak uygun ortamı hazırlayacaktır (4 p). Anlaşıldığı gibi Platon’un görüşlerini aktaran İbn-i Rüşd, devlete ilişkin düşüncelerini İslam felsefesine uygun bir özle ortaya koymuştur. Farabi’de karşımıza çıkan lider kültü ve mistik bilgelik, İbn-i Rüşd’de de devam etmiştir (2 p).

S.2. İbn-i Haldun’a göre devletin yıkılış nedenlerini açıklayınız (15 p).

C.2. Devletin yıkılmasına yol açan birinci neden; hükümdarın egemenliği tekeline alması ve kendi soyunu yönetimden uzaklaştırması yüzünden soy dayanışmasının zayıflamasıdır (5 p). İkinci neden ekonomiktir: Kentsel yaşam biçimini karakterize eden özelliklerden biri olan gösterişli yaşam, zamanla mevcut üretim biçimiyle sürdürülemeyecek hale gelir. Devletin gelirleri, giderlerini karşılamaz olur. Ekonomik alandaki bu zayıflama, başta devletin savunma gücü olmak üzere pek çok alanı olumsuz yönde etkiler (5 p). Üçüncü neden, kentsel yaşam biçiminin devleti yönetme yeteneğini köreltmesi, yozlaşmaya ve ahlaki çöküntüye yol açmasıdır. Gösterişli kent yaşamı, zamanla, kırsal yaşam biçiminin bütün izlerini siler. Kırsal yaşamın azla yetinmeyi, sadeliği, cesareti, özveriyi temel alan gelenek ve görenekleri unutulur. Oysa devlet, kırsal yaşam biçiminin unutulan bu erdemleri sayesinde kurulmuştu (5 p). İbn-i Haldun’a göre, devletler yukarıda belirtilen beş dönemden geçerek yıkılır. Bu beş dönemin toplam süresi, yaklaşık yüz yirmi yıldır. Bazı önlemler alınarak devletin ömrünün uzatılması mümkündür. Ancak alınacak önlemler, yalnızca yıkılışı geciktirir, önleyemez. Yüz yirmi yıllık süre geçince, askeri ve ekonomik yönden güçsüz düşen, ahlaki çöküntüye uğrayan devlet, güçlü kır toplumları tarafından fethedilir. Bazı durumlarda, devletin uzak yörelerdeki valileri, yönettikleri topraklar üzerinde bağımsız devlete dönüşerek mevcut devletin egemenliğini sınırlarlar veya tümüyle ortadan kaldırır. Bir başka olasılık da, ömrünü tamamlamış devletin bir başka devletin egemenliğine girmesidir. ( 2 p., bonus)

S.3. Antik Çağ siyasi düşüncesine egemen olan “erdem siyaseti” anlayışını açıklayınız (15 p).

C.3. Antik Çağ’ın siyasi düşüncesine damgasını vuran tema, “erdem siyaseti”dir. Bununla ifade edilmek istenen, antik düşünürlere göre insan, doğası gereği toplumsal bir varlıktır. Fakat kendi kendine yeter bir varlık değildir. Aristoteles’in ifadesiyle birvarlığın toplum dışında yaşayabilmesi için ya bir tanrı ya da bir canavar olması gerekir. İnsanlar üreme gibi biyolojik; sevgi, aşk gibi psikolojik etkenlerle toplum halinde yaşamaya doğal olarak eğilimlidirler. Bu nedenle toplum, ussal (rasyonel) bir hesaplamanın sonucunda icat edilmemiştir. Bir başka ifadeyle toplum, kurulmuş, bir sözleşmeyle ortaya çıkmış bir varlık değildir. Toplum, doğanın (phusis) ürünüdür (5 p). Doğada parçaları birbiriyle uyum içinde çalışan organik ve hiyerarşik bir düzen vardır. Doğada çatışma değil uyum vardır. Toplum da doğanın bir eseri olarak uyumlu olmalıdır. Bu noktada antiklerin devlete ve siyasete ilişkin bakışları da ortaya çıkmaktadır. Bireyi doğal olarak toplumsal, dolayısıyla, toplumu da doğal bir varlık olarak gören antik düşünürler siyaset felsefesine de toplum halinde yaşayan bireylerin kolektif hayatını düzenleme, var olan toplumsal çatışmaları ortadan kaldırıp (evrende) kozmosta var olan uyumu poliste/devlette de tesis etme görevini yüklemişlerdir. Bu idealin yakalanabilmesi bireyin kendisi ve çevresiyle barışık ve uyum içinde olması, bir başka anlatımla, erdemli bir hayat sürmesi ile mümkündür. Bireyin erdemli bir hayat sürmesinin toplum açısından taşıdığı büyük önem dikkate alındığında, bireyin ahlaki yönelimi bireyin kendi tercihlerine terk edilemeyecek denli önemli bir konu haline gelir. Bu bağlamda, devletin ve siyasetin rolü, kendi başına sahip olduğu akılla doğru yaşamın ne olduğunu bulamayıp birbiriyle çatışmaya düşen bireylerin ahlaki olgunluklarını eğitim ve yasalar yolu ile sağlamak ve bireysel ve toplumsal düzeyde mutluluğu tesis etmektir. Bu çerçevede antik dünyada, ahlak ve siyasetin iç içe geçmiş olduğu söylenebilir. Etik, mutluluğa giden yolun nereden geçmekte olduğunu tespit ederken, siyaset de bu yolun taşlarını sermekteydi. İşte antik siyaset felsefesinin ana temasını oluşturan “erdem siyaseti” ile ifade edilmek istenen şey budur (10 p).

S.4. Hobbes, Locke ve Rousseau’nun “tabiat hali” tasvirlerini, öngördükleri siyasi iktidar modellerindeki işlevleri bağlamında karşılaştırmalı olarak tartışınız (20 p).

C.4. Hobbes, Locke ve Rousseau siyasal iktidarı toplum sözleşmesi varsayımına dayandıran düşünürlerin en bilinenleridir. Toplum sözleşmesi varsayımı beraberinde sözleşme öncesi bir dönemi yani “tabiat hali”ni zorunlu kılar. Tıpkı toplum sözleşmesi gibi bir varsayım olan tabiat hali tasvirleri, sonunda ulaşılmak istenen devlet modelini belirlemede oldukça önemli roller oynamaktadır (5 p). Hobbes tabiat halini oldukça karamsar bir şekilde tasvir eder. Ona göre bu dönemde herkes herkesle bir savaş halindedir. İnsanlar bu olumsuz durumdan kurtulmak için toplum sözleşmesi yaparlar ve her şeylerini yarattıkları egemene devrederler. Hobbes’un devleti mutlak monarşiye işaret eden güçlü bir devlet modelidir (5 p). Locke’un tabiat halinde ise insanlar oldukça mutlu ve özgürdürler. Ancak herhangi bir kimse yargılanmayı ve cezalandırılmayı gerektiren bir davranış sergilediğinde, hem yargıç hem de cezayı tatbik eden kişi eylemden zarar gören olmaktaydı. İnsanların böylesi bir durumda ölçülü hareket etmesi her zaman mümkün olamayacağı için mutlu tabiat hali olumsuz bir yöne evirilebilirdi. İşte bu sebeple insanlar bir sözleşme yaptılar ve ona sadece yargılama ve cezalandırma haklarını devrettiler. Locke’un devlet modeli daha sınırlı bir yapıdadır. Tarihsel olarak karşılığı meşruti monarşilerdir (5 p). Rousseau’ya göreyse tabiat halinde eşitlik, özgürlük ve mutluluk vardır. Toplumsal olmayan insanlar tabiatın zorlamasıyla bir arada yaşamaya başlar ve kurnaz kişilerin kandırmasıylabugün cari olan ve olumsuzlanması gereken sözleşmeyi yaparlar. Ancak bu sözleşmenin sonuçları insan doğasına aykırı sonuçlar doğurmuştur. Bu sebeple insanlık yeni bir sözleşme yapmalı ve bu sözleşmeyle herkes eşit kılınmalıdır. Herkesin eşit oyuyla ortaya çıkacak egemen asla yanılmaz bir şekilde daima toplumsal iyiliği üretecektir. Yasama gibi faaliyetlerin halkın oybirliğiyle alınması gerektiğini söyleyen Rousseau’nun ideal devlet modeli halk egemenliğine dayalı doğrudan demokrasidir (5 p).

S.5. 1789 Fransız Devrimi’nin anayasa düzen ve insan hakları anlayışı çerçevesindeki sonuçlarını tartışınız (20 p).

C.5. 1789 devrimi her ne kadar geniş halk yığınlarının desteği ile gerçekleşmiş ise de, tarihe burjuva devrimi olarak geçmiştir. Devrim, siyasal iktidar eski rejimin hakim güçlerinden devralmayı hedeflemiş; devrim sonrası ortaya çıkan kamu hukuku düzeni de bu hedef doğrultusunda oluşturulmuştur (5 p). Devrimi izleyen süreçte üretilen anayasalarda burjuvazinin taleplerinin belirleyici olduğu, mülkiyet hakkının ve bu hakkın korunması başta olmak üzere bu sınıfın diğer hak taleplerini teşkil eden doğal ve medeni hakların öncelendiği görülmektedir. Ayrıca söz konusu hakları zedeleyebilecek herhangi bir yasanın çıkartılamayacağına dair güvenceler yer almıştır (5 p). Burjuvazinin yeni düzenden beklentileri Fransız Ulusal Meclisi’nce kabul edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nde somutlaşmıştır. Burjuva insan hakları anlayışı olarak adlandırılabilecek söz konusu yaklaşım çerçevesinde mülkiyet hakkı diğer tüm hakların temeli olarak kabul edilmiş, seçme ve seçilme hakkı mülkiyet sahipliğine bağlanmış dolayısıyla da toplumun önemli bir bölümü siyasal alanın dışına itilmiştir. Yeterli mülk sahibi olmayanların yanı sıra kadınların da siyasal alandan dışlanması burjuva hak anlayışının önemli bir unsurudur (10 p).

S.6. “Madde 2 1. Antlaşmalar’ın Birliğe belirli bir alanda münhasır yetki vermesi halinde, sadece Birlik yasama faaliyetinde bulunabilir ve hukuken bağlayıcı tasarruflar kabul edebilir (…)

Madde 3 Birlik, aşağıdaki alanlarda münhasır yetkiye sahiptir: Birlik, aşağıdaki alanlarda münhasır yetkiye sahiptir: a) gümrük birliği, b) iç̧ pazarın isleyişi için gerekli olan rekabet kurallarının oluşturulması, c) para birimi avro olan üye devletler için para politikası, d)ortak balıkçılık politikası çerçevesinde biyolojik deniz kaynaklarının koruma altına alınması, e) ortak ticaret politikası.

Madde 19 1. Avrupa Birliği Adalet Divanı; Adalet Divanı, Genel Mahkeme ve ihtisas mahkemelerinden oluşur. Avrupa Birliği Adalet Divanı, Antlaşmalar’ın yorumlanmasında ve uygulanmasında hukuka riayet edilmesini sağlar.” (Avrupa Birliği Antlaşması ve Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma, T.C. Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Ankara, 2011)

Jean Bodin’in egemenlik teorisini açıklayarak alıntılanan antlaşma hükümlerini, bu bağlamda değerlendiriniz (20 p).

C.6. Bodin siyasal düşünceye egemenlik kavramını kazandırarak kralların tanrısal hakları kuramı yerine, tarihsel, felsefi ve hukuksal öğelerle egemenlik kavramını geliştirmiş ve siyasal iktidarın kökeninin modern zemininin temellerini atmıştır. Bodin’e göre egemenlik,“yurttaşlar üzerindeki en yüksek, en mutlak ve en sürekli güçtür; öteki bütün erkler, öteki bütün buyurma güçleri ondan kaynaklanır.” (5 p). Bodin’e göre egemenlik mutlak, sürekli ve bölünmez ve devredilmezdir. Egemenliğin mutlaklığı onu sınırlayan herhangi bir gücün olmadığı anlamına gelir. Egemen eylemlerinde ve kararlarında tam anlamıyla özgürdür ve ne uyruklar, ne bir toplumsal katman ne kurumlar ve hatta ne de yasalar onu sınırlayabilir. Süreklilik ise devletin, siyasi iktidarı kullanan kişi veya kurumlardan ayrı bir yapı olduğunu nitelemektedir. Buna göre süreyle kısıtlı olan ya da geri alınabilen bir iktidar ancak yetki olarak adlandırılabilir ve bu yetkiyi kullanana da ancak yönetici denilebilir. Bodin’e göre egemenliğin son özelliği bölünmez ve devredilmez oluşudur. Egemen tektir ve eğer egemenlik paylaştırılırsa karışıklıkların ortaya çıkacağını iddia etmiştir. Egemenlik gerçekte var olabilmek için ancak belirli kişi ya da kişilerin elinde somutlaşmak zorundadır (10 p). Alıntıdaki hükümler çerçevesinde Avrupa Birliği üyesi bir devletin, klasik egemenliğin kapsamı dahilinde olduğu kabul edilegelen bazı alanlarından, münhasıran Birlik lehine bırakılacak şekilde feragat ettiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra Avrupa Birliği’nin siyasalkurumsal yapısını oluşturan andlaşmaların hukuki denetimi yetkisi Avrupa Birliği Adalet Divanı’na verilmiştir. Bu iki olgu, Bodin’in egemenlik teorisiyle açık şekilde uyuşmazlık gösterir. Zira Avrupa Birliği üyesi bir devletin egemenliği, mutlaklık ve bölünmezlikdevredilmezlik unsurları bakımından Bodin’in şablonuna aykırıdır (5 p).

Genel kamu hukuku notları bundan ibaret değil. Paylaştığımız tüm Genel Kamu Hukuku Ders Notlarına göz atmayı unutmayın! Ayrıca çalıştığınız konuları pekiştirmek için Genel Kamu Hukuku Pratikleri de sitemizde mevcut.

Genel Kamu Hukukunu halletiyseniz, diğer 1. Sınıf Ders Notlarına geçebilirsiniz. Genel Kamu Hukuku dışında Anayasa Hukuku, Hukuk Başlangıcı, İktisat, Medeni Hukuk ve Roma Hukuku ders notları ilgili başlıklara yüklendi. 1. Sınıf Pratikleri de ilgili linkte!

Genel Kamu Hukuku Pratik Çalışması PDF Linki:

İÜHF 2016-2017 Genel Kamu Hukuku Final Soruları ve Cevap Anahtarı