İnsan Hakları Hukuku Ders Notları PDF Linki:

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku Kitabının Kapsam Bölümünün Özeti

Bu Ders Notu Hakkında

Hukuk Sebili olarak piyasadaki notlardan en iyilerini bulmak gibi bir misyonumuz olduğunu biliyorsunuz. Bugün ise farklı bir şey yapıyoruz ve insan hakları ders notları sayfasında Hukuk Sebili tarafından yazılan bir not ile karşınıza çıkıyoruz! Aşağıdaki insan hakları hukuku ders notu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sistemine ilişkin en iyi kitaplardan biri olan David Harris, Michael O’Boyle ve Colin Warbrick tarafından yazılan, Mehveş Bingöllü Kılcı ve Ulaş Karan tarafından tercüme edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku kitabının “Kapsam” başlıklı ilk bölümünün (s.1-38) özetidir. İlerleyen zamanlarda aynı kitabın “Kabul Edilebilirlik Şartları” başlıklı bir bölümünün özetini daha insan hakları hukuku ders notları sayfamızda paylaşacağız.

İnsan hakları hukukunun en temel meselesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi yani AİHS ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yani AİHM’in kapsamı. Bu insan hakları notunda da gerek AİHS, gerekse AİHM hakkında en temel bilgilere sahip olacaksınız. Bu ders notu insan haklarının tamamını size öğretme gibi bir amaç gütmüyor. İnsan hakları sözleşmesinin ne olduğu ve insan hakları mahkemesinin bunu nasıl yorumladığı gibi bir çok temel insan hakları hukuku konusu anlatılıyor. Hukuk ders notları her zaman kapsamlı olmak zorunda değil. Bir hukuk ders notu, ilgili dersin tüm konularını da anlatabilir, bu ders notunda olduğu gibi insan hakları hukukunun temel bir konusunu seçip onu da anlatabilir. Biz bu tür kısa notların da öğrenci için oldukça faydalı olduğunu düşünüyoruz!

İnsan hakları hukukuna ilişkin bu ders notu diğerlerine göre oldukça kısa olduğunda, mobilden giren öğrencilerimiz de rahat okusunlar diye, bu ders notunu hem pdf olarak, hem de bu sayfanın içinde paylaşıyoruz. Hukuk ders notları pdf şeklinde paylaşılınca bilgisayardan veya tabletlerden girenler, sayfaya yapıştırınca ise mobilden girenler için faydalı olduğunu gördüğümüz için böyle yapıyoruz. Daha fazla uzatmayalım: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku kitabının “Kapsam” başlıklı ilk bölümünün (s.1-38) özeti hemen aşağıda!

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMENİN KAPSAMI VE GENEL ÖZELLİKLERİ

Avrupa sözleşmesi ağırlıklı olarak medeni ve siyası hakları korumaktadır. (3) Bu bir öncelik ve taktik meselesidir. Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar da korunmalıdır; ancak ülkeler bir insan hakları metni imzalamaya razı iken bir an önce metni hazırlanmalıydı. Bu yüzden öncelik “demokratik hayat biçimi için zorunlu olan medeni ve siyasi haklara verilmiştir.

Strazburg Koruma Mekanizması

AİHS sistemi, diğer sözleşmelere göre çok daha güçlü bir koruma sunmaktadır. Hem devletler, hem de kişiler bu sisteme başvurabilir; ancak kamu tüzel kişileri başvuramaz. AİHM, uluslararası hukuk açısından bağlayıcı nihai bir karar verir. Kararın icrasını, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetler.

I. Sözleşmenin Yorumlanması

Yorum kuralları 1969 tarihli Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nde yer almaktadır. Yorumda temel kural şudur: anlaşma hükmü, sözleşmenin bütünü içinde, konu ve amaç ışığında, iyiniyetle yorumlanır.

Sözleşme açısından konu ve amaçlar şunlardır: bireysel insan haklarının korunması, demokratik toplum idealinin gelişmesi. Bu konu ve amaç unsuru ışığında yorumun bir örneği “mahkemeye erişim hakkıdır”. Sözleşme’nin 6.maddesinde olmayan bu hak, amaçsal bir yorumla madde kapsamına alınmıştır. AİHM bir kararında “sözleşme hukuk yaratan bir metin olduğu için, devletlerin yükümlülüklerini kısıtlayan değil, sözleşme amacını gerçekleştirmeye yönelik yorum uygulanmalıdır” ifadesine yer vermiştir.

Sözleşme hükümleri “dinamik yorum” ile yorumlanmalıdır. Yani sözleşmenin yapıldığı tarihe göre değil, uygulanacağı tarihe bakılarak yorumlanmalıdır. Bununla birlikte, dinamik yorumun kullanılmasında dikkatli olunmalı, sözleşmeye yeni anlam yüklenirken acılı edilmemelidir. Bu hususta avrupada kabul görmüş politika değişikliklerine dayanılmalıdır.

AİHM açısından yargısal yorum yapılması da mümkündür; ancak mahkemenin hukuk yaratma yetkisi yoktur. Örneğin 1990 Cassey Kararında, transseksüellerin ameliyat sonrası cinsiyetlerini kabule ilişkin avrupada genel bir kabul olmadığı için dar yorum yapılmıştır.

Yorumda ayrıca Avrupa ulusal hukuk standartlarının esas alınması gerekir. İfade özgürlüğü ve mülkiyet hakları, avrupada oturmuş, yerleşmiş kurallara göre yorumlanır. Mahkeme ayrıca “uluslararası standartlara gönderme” yapabilir, yani başka sözleşmelere ve başka uluslararası organların kararlarına atıf yapabilir. Mahkeme kararlarında Avrupa konsensüsüne dayansa da, genel kabul gören şeyin mutlaka insan haklarına uygun olmayabileceğini de gözden kaçırmamalıdır. Yani sırf Avrupa konsensüsü var diye insan haklarına aykırı bir uygulamayı meşrulaştıramaz.

Yorum yaparken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise orantılılık ilkesidir. Burada “toplumun genel yararının gerektirdikleri ile bireyin temel haklarının korunmasının gerektirdikleri arasında adil bir denge arayışı” olduğu söylenebilir. Orantılılık ilkesine, yalnızca sözleşmenin sınırlanmasına açıkça izin verdiği hususlarda dayanılabilir. Yani sözleşmenin sınırlama öngörmediği bir hususta salt orantılılığa dayanarak bir sınırlama yapılamaz. Orantılılık ilkesi madde 14, 8, 11/2 ve 15 açısından söz konusu olur. Ayrıca zımni bir sınırlandırmanın değerlendirilmesinde ve pozitif bir yükümlülüğün yerine getirilmesinde de orantılılık ilkesi gözetilmelidir. Örneğin mutlak bir hak niteliğinde olan 3.madde kapsamında orantılılık ilkesine başvurulamayacağı kabul edilmektedir.

A. Takdir Alanı Denetimi

Devletin eylemlerinde ve AİHM önünde belirle oranda takdir yetkisi olması AİHS sisteminin kabul ettiği hususlardan biridir. Buradaki temel mantık şudur: kendi yükümlülüğünü, yerel uygulamayı, o yerdeki hukuki değerleri daha iyi bilecek durumda olan ulusal mahkemelerdir. AİHM ise yapılan eylemin sözleşme sınırlarında kabul edilip edilemeyeceğini değerlendirme yetkisine sahiptir. Zira yarışan özel yararla kamu yararı arasındaki dengeyi kendi iç hukuku çerçevesinde daha iyi değerlendirebilecek olan yerel mahkemelerdir. Dolayısıyla ulusal mahkemelerin yerel uyuşmazlıkların çözümünde belli bir takdir alanı olmalıdır. Özellikle madde 15’te düzenlenen olağanüstü durumlar, ulusal güvenlik ve genel ahlakın korunması hususlarında devletlerin geniş takdir yetkisi vardır. Yine sosyal politikaların uygulanmasında, kullanılacak aracın belirlenmesinde de takdir yetkisinin geniş olduğu kabul edilmektedir.

Bu yaklaşım önce madde 8 ve 11 kapsamında ortaya çıkmış, Mahkeme içtihatlarıyla sözleşmenin diğer maddelerine de uygulanmıştır. Ayrıca sadece negatif yükümlülükler konusunda değil, pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesinde de takdir yetkisi doktrinine başvurulmaktadır. Madde 5,6,14 ve 15’in ise özellikle devletin takdir yetkisi alanında olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte bu takdir alanı, AİHM denetimiyle paralellik göstermelidir. Örneğin bir temel hak ve hürriyete müdahalede devlet tarafından kullanılacak aracın tespitinde takdir yetkisi geniş olsa da, eğer bu hususta bir Avrupa konsensüsü söz konusuysa, taraf devletler bununla bağlıdır. özellikle bireyin kimliği veya varoluşuna ilişkin hususlarda devletlerin takdir alanı çok sınırlıdır.

Takdir alanı doktrini sözleşmenin “tamamlayıcı karakterini” yansıdır. İnsan haklarının korunmasında temel aktör yerel devletlerdir. Takdir alanı ise bağlamına göre devletin daha sıkı kontrol altında tutulmasını sağlayan bir araçtır. Eğer takdir alanı olmasaydı, AİHS sisteminin tamamlayıcılığından söz edilemezdi ve AİHM’nin, tüm taraf devletlerin yerel sorumluluklarını ve uzmanlıklarını dikkate almadan, dışardan çözüm dayatan bir varlık olmasına sebebiyet verilirdi.

B. “Dördüncü Derece Yargı Yeri” Doktrini

AİHM bir 4.derece yargı yeri değildir. Yani AİHM yargısı, ilk derece, istinaf ve temyiz yargılamalarından sonra gelen bir uyuşmazlık çözüm mahkemesi değildir. Ulusal mahkemelerin maddi hataya düştüğü gerekçesiyle AİHM’e başvurulamaz, bu maddi hatanın mutlaka AİHS kapsamında bir hak ihlaline sebebiyet vermesi gerekmektedir. AİHM, AİHS tarafından kendisine verilen bir müdahale hakkı olmadığı sürece, yerel mahkemelerin yorumuna karışamaz.

C. Etkililik

AİHS, taraf devletlere birtakım yükümlülükler yüklemektedir. Bu yükümlülükler sadece şeklen değil, gerçek anlamda da yerine getirilmesi gerekir. Sadece kağıt üstünde yerine getirilmesi gerçek anlamda bir “etkililik” oluşturmaz ve ihlal sebebi olabilir. Örneğin taraf devlet adil yargılanma hakkını varlığını kabul etmek ve tarafların dava açması için yeterli süre sunmakla birlikte, dava açabilecek kişilerin sayısını çok daraltırsa, burada yükümlülüğün etkili bir şekilde yerine getirildiği söylenemez.

D. Sözleşmenin Yorumlanmasında Yeknesaklık ve Özerk Anlam

Sözleşmenin yorumlanmasında “yeknesaklık” esastır. Yani sadece olayın ilgili olduğu madde değerlendirilmez, sözleşmenin sistematiği de göz önünde bulundurulur. Ayrıca sözleşmede yer alan kavramların “özerk anlamları” olabilir. Sözleşme sisteminde kullanılan bir kavram ile ulusal hukuktaki kavram aynı olsa bile, bunların anlamlandırılması farklı olabilir. AİHM, bir kavrama ulusal mahkemelerin verdiği anlamla bağlı değildir. Bazı kavramların değerlendirilmesinde ise özerk anlam değil, “karma anlam” yaklaşımı söz konusudur. Buna göre yasa ve hukuku uygunluk kavramları sadece sözleşmenin verdiği anlama göre değil, sözleşme ile ulusal hukukun verdiği anlam birlikte değerlendirilerek anlaşılmalıdır.

E. Mahkemenin Yorumlama Görevi

Sözleşme hükümlerinin yorumlanması AİHM’nin görevidir. Mahkeme karar verirken, yukarıda bahsedilen yoruma ilişkin özellikleri ve ilkeleri göz önünde bulundurarak karar vermelidir. Mahkeme tarafından verilen hükmün gerekçesi (ratio decidendi) emsal teşkil edebilir; ancak hükme esas olmayan bir yorum (obiter dicta) bu yorum emsal teşkil etmez.

Yorum görevinin kullanılması hususunda tüm daireler görevlidir ve daha sonra verilecek kararlar açısından önemlidir. Mahkeme, daha önce verdiği bir kararda yaptığı yorumla ya da başka bir dairenin yorumuyla bağlı değildir; ancak, hukuki belirlilik ilkesi, durum gerektirmedikçe bu yorumdan sapmaması gerekir. Bununla birlikte Büyük Daire tarafından yapılan yorumlar ve verilen kararların geçerliliği daha fazladır ve bunlardan sapılması daha da zordur. Daireler veya Büyük Daire tarafından yerleştirilmiş bir içtihattan ayrılabilmenin şartı “güçlü nedenlerin varlığı” olarak ifade edilmektedir. Güçlü nedenler olmadıkça içtihattan sapılamaz. Hatta daireler, güçlü neden olsa bile Büyük Daire içtihadından sapamaz. Güçlü neden yaklaşımı Büyük Daire ve Mahkeme Genel Kurul Kararlarında uygulanır.


II. Negatif ve Pozitif Yükümlülükler ile Drittwirkung

Negatif yükümlülükler genellikle medeni ve siyasi haklarda, pozitif yükümlülükler ise daha çok ekonomik, kültürel ve sosyal haklarda söz konusu olur. AİHS, çoğunlukla negatif yükümlülükleri içeren bir sözleşmedir. Ayrıca tüm haklar açısından geçerli olan üçlü bir tipoloji, diğer bir deyişle devletin 3 görevi vardır: insan haklarına saygı, insan haklarını koruma ve insan haklarını yerine getirme. Devletin bu 3 görevi, hakkın negatif ya da pozitif olmasından bağımsız olarak tüm haklar için geçerlidir. Buradaki “devlet” kavramından sadece teknik anlamda “devlet ve diğer kamu tüzel kişileri” anlaşılmaz. kamu hizmeti görmek dolayısıyla veya başka bir suretle ayrıcalıklı konumda olan ya da kamu gücü kullanan özel kişiler de, bu üçlü görev açısından “devlet” sayılır. Örneğin imtiyaz sözleşmesiyle kamu hizmeti gören bir özel hukuk tüzel kişisi ya da devlet adına kamusal yetkiler kullanan bir vakıf da devletin bu 3 göreviyle bağlıdır.


III. Çekinceler

Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi m. 2/1(d)’de çekince “nasıl kaleme alınırsa alınsın veya nasıl isimlendirilirse isimlendirilsin, devletin bir andlaşmayı imzalarken, onaylarken, kabul ederken, tasvip ederken veya andlaşmaya katılırken, bazı andlaşma hükümlerinin hukuki etkisini kendisi bakımından ihraç etmek veya değiştirmek için yaptığı tek taraflı bir beyan demektir.” şeklinde tanımlanmıştır. Dolayısıyla çekince, taraf devletlerin belli şartlarda kullanabileceği bir hukuki yoldur; ancak sözleşmeyi anlamsız kılmamak için çekincelerin bir takım kurallara tabi olduğu söylenebilir:

  • Çekinceler genel nitelikli olmamalı, çekince konulan husus açıkça belli olmalıdır.
  • Çekincelerin geçerli olup olmadığına karar verecek olan Mahkeme’dir.
  • Çekince konulmasına gerekçe olarak gösterilen ulusal hukuktaki ilgili madde açıkça belirtilmemişse çekince geçersizdir. Dahası çekincelerde ilgili kanunun özeti de bulunmalıdır. Bu şekli değil maddi bir şarttır.
  • Sadece sözleşme tarihinde yürürlükte olan ulusal kanunlar bakımından çekince sunulabilir.
  • Çekinceler, çekinceden sonra çıkarılan kanunlar açısından devlete koruma sağlamaz.
  • Sadece maddi güvencelere ilişkin çekince konabilir. Sözleşmenin ülkesel kapsamını sınırlayan bir çekince konması mümkün değildir. AİHM, başvuru hakkını sınırlayan bu tür çekinceleri neredeyse her zaman geçersiz saymıştır.

IV. Ulusal Hukukta Sözleşme

Uluslararası insan hakları güvencelerinin anlamlı olması, bunların iç hukukta uygulanabilmelerine bağlıdır. AİHS bir çok güvence sağlasa da, yerel mahkemeye ulaşmak AİHS ulaşmaktan her zaman daha kolaydır. Dolayısıyla AİHS kapsamlı güvenceler sağlasa bile, bu güvencelerin yerel mahkemelerde ileri sürülememesi bu güvenceleri anlamsız hale getirir. Bu yaklaşım, “sözleşmenin ikincilliği” ilkesine de uygundur.

Sözleşmeye taraf olan devletler, sözleşmede belirtilen güvenceleri uygulamayı taahhüt eder; ancak taraf olmak, devlete, sözleşmeyi iç hukuk haline getirme yükümlülüğü yüklemez. Bununla birlikte uygulamada tüm taraf devletler AİHS’i iç hukuk haline getirmiştir. Zaten iç hukuk haline getirilmemesi demek, sözleşmedeki güvencelerin uygulanmasının yerel mahkemelerin takdirine kalması ve bu hususta mahkemelerin zorlanamaması demek olur. Bu da AİHS güvencelerinin anlamsızlaşması yol açar. Ayrıca AİHS madde 13 dolayısıyla, taraf devlet sözleşmeyi iç hukuk haline getirmemiş olsa bile, sözleşme kapsamındaki bir iddianın öne sürülebileceği etkili başvuru yolunu göstermesi devlet açısından zorunludur.

Sözleşmenin kabul edilmesi, sözleşmenin doğrudan uygulanabilir olduğu anlamına gelmez. Örneğin Almanya’da güçlü bir haklar manzumesi söz konusu olduğundan, sözleşmeye atıf tercih edilen bir yöntem değildir. Bunun yerine sözleşmeden daha çok güvence sağlayan ulusal yasalarla koruma sağlanmaktadır.

Sözleşmenin kabul edilmesi, AİHM yorumlarının da doğrudan iç hukuk haline gelmesini sonuçlamaz; ancak verdikleri kararların daha sonra AİHM önüne gideceğini bilen ulusal mahkemeler, kararlarında AİHM’in yorumlarına paralel yorum yapmaya özen gösterirler. Bununla birlikte uyuşmazlığa ilişkin hususta daha önce AİHM tarafından verilen bir karar yoksa, ulusal mahkeme sözleşmeyi kendi yorumlayacaktır.


V. Mahkeme Kararlarının İcrası

AİHM tarafından verilen kararlar esas olarak tespit niteliğindedir. İhlali gidermek için yapılması gerekenleri taraf devlete bildirmek mahkemenin görevi değildir. Bununla birlikte mahkemenin tazminata hükmetme yetkisi de vardır. Bu tazminat yetkisinin taraf devlet açısından bağlayıcılığı getiren yetkilerden biri olduğu söylenebilir.

AİHM ihlal tespit ettiği zaman bu ihlalin sonlandırılmasını ve eski halin iadesini emreder; ancak bunun nasıl yapılacağını kural olarak söylemez. Hangi tedbirlerin alınması gerektiğini belirleyecek olan ihlali yapan devlettir. Buna karşılık son dönemde mahkeme, alınması gereken tedbirleri gösterdiği kararlar da vermektedir. Yine de mahkeme, ulusal mahkeme kararını bozma veya yeniden yargılama yapılmasını emretme yetkisini haiz değildir.

Ayrıca mahkeme, iş yükünün kapasiteyi aşmaması için “pilot karar” usulünü geliştirmiştir. Buna göre sistematik ihlallerin gerçekleştiği durumlarda Mahkeme, taraf devlete ihlallerin giderilmesi için yapılması gerekenleri bildirebilir.

AİHM kararları uluslararası hukuk açısından bağlayıcıdır. AİHM kararlarının gereklerini yerine getirmeyen devletler aleyhine, taraf oldukları sözleşmelerdeki cezai hükümler uygulanabilir. Buna karşılık AİHM kararları iç hukukta doğrudan etki etmez. Örneğin bir AİHM kararı verildiği için bir yargı kararı kendiliğinden ortadan kalkıp yargılamanın yenilenmesi müessesesi işletilmez. İç hukuka olan etki, ulusal kanunlarla sağlanır. Taraf devlet AİHM kararının nasıl uygulanacağını belirlemekte serbesttir. Örneğin bizim kanunlarımız, AİHM tarafından ihlal kararı verilmesi halinde yargılamanın yenilenmesi talep edilebileceğini öngördüğü için kişiler bu haktan yararlanabilmektedir.


VI. Sözleşme ve Avrupa Birliği

Avrupa Birliği, AİHS’ne taraf değildir. Dolayısıyla AİHS hükümleri AB kurumlarına karşı uygulanamaz; ancak Lizbon Sözleşmesi AB’nin de AİHS’e taraf olacağını öngörmektedir. Bununla birlikte AİHS Avrupa Birliği hukukunda iç hukuk sayıldığı ve hukuk düzenine dahil edildiği için, AİHS’e aykırılıklar AB hukukunun içinde denetlenebilmektedir. Yine de sözleşme, AB’nin kendi hukukuna göre ikincil nitelikte sayılır ve hükümler arasında çatışma olması halinde AB hukuku hükümlerine göre karar verilir. Ayrıca AB, sözleşmenin yorumlanmasında AİHM yorumuyla bağlı olmadığı için, sözleşme hükümlerini de kendi yorumlamaktadır.

Bir devlet hem AB üyesi olup, hem de sözleşmeye taraf olabilir. AB üyesi devletlerin çoğu zaten böyledir. Devletin AB üyesi olması ve AB üyeliğinden kaynaklanan bir takım yükümlülükleri yerine getirmesi, salt AB sözleşmeye taraf değil diye, AİHM denetiminin dışında düşünülemez. Taraf devletin örgüte üyelik dolayısıyla yaptıkları sözleşmeyi ihlal ediyorsa, AİHM tarafından denetlenebilecektir; ancak eğer taraf olunan örgüt, bu örnekte AB, ihlalin konusu hakkında sözleşmeden daha kapsamlı bir koruma öngörüyorsa, devletin örgüt kapsamında katıldığı faaliyetlerden dolayı AİHM önünde sorumlu olmayacağı karinesi kabul edilmektedir (Bosphorus Airways v. İrlanda Kararı). Bu bir karine olduğu için, örgütün daha kapsamlı bir koruma sağlamadığı ispat edilerek karine çürütülebilir. Eğer taraf devletin AB hukukunu uygulaması zorunlu olmayan, yani takdir yetkisinin olduğu bir durum varsa, bu karine işlemez ve doğrudan AİHM denetimine tabi olunur.


VII. Kazanımlar ve Beklentiler

Kazanımlar

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insan hakları hukukunun dönüm noktasıdır. İnsancıl hukukun en gelişmiş belgesidir. Devletler tarihte ilk kez kendilerini bireysel haklara karşı böylesine bir sınırlama altına sokmayı kabul etmişlerdir. Bunun yanında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, ulusal hukukların da insan haklarına saygılı birer hukuk düzenine dönüşmesini sağlamaktadır. AİHM baskısı, taraf devletleri ulusal hukuk sistemlerinde değişiklik yapmaya zorlamaktadır.

AİHS, bireylerin ulusal hukuk sistemlerine olan bağımlılığı ortadan kaldırmıştır. Bireyler, ulusal hukuktaki tedbirlerin yetersiz olması halinde AİHM’e başvurarak haklarını alabilmektedirler.

Beklentiler

Tüm kazanımlarına rağmen insan haklarının ve AİHS’in gerçekleştirmesi beklenen bir çok husus vardır. Bunlardan ilki, eski Sovyet ülkelerine yönelik içtihadın geliştirilmesidir. Ancak 90’lı yıllarda sözleşmenin kapsamına girebilen bu devletler açısından AİHM içtihadında hala yetersizlikler görülmektedir.

En önemli beklentilerin başında, sürelerin kısaltılması gelmektedir. Mahkeme çoğu uyuşmazlıkta makul sürede yargılanma ilkesini bizzat kendisi ihlal etmektedir.

Sözleşmeye taraf devletler, AİHM’in sadece kararlarını ve kurallarını dayatan bir kolluk gücü gibi davranmasını istememektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden beklenen, bir yandan dinamik bir yaklaşımla insan haklarının savunuculuğunu yapması, öte yandan ise ulusal hukuktaki çeşitliliği ve ortak Avrupa değerlerine saygı göstermesidir.

AİHS temel hak ve hürriyetlere ilişkin korumalar içerir. Kamuoyu görüşü, sözleşmenin ekonomik ve sosyal hakları da koruyacak şekilde genişletilmesi için protokoller yapılması yönündedir. Yine AB’nin bir an önce sözleşmeye taraf olması gerektiğine yönelik bir beklenti de vardır.

Tüm bu beklentilerin mahkemenin ve insan hakları sisteminin tek başına yerine getirebileceği beklentiler olduğu söylenemez. Bunların hayata geçirilmesinde taraf devletlere de iş düşmektedir. Örneğin taraf devletler, daha önce ihlal verilen konularda reform yapmak konusunda daha istekli olurlarsa, AİHM’nin iş yükü azalır ve uzun yargılama sürelerinde kısalma olur.

Bir görüşe göre AİHM artık bireysel adaleti sağlayamaz. Özellikle sözleşmeye taraf olan ülke sayısının artması, mahkemenin iş yüküne yetişmesini imkansız hale getirmiştir. Bu yüzden AİHM, “bir anayasa mahkemesi konumuna” çekilmelidir. Böylece mahkeme, bireysel kararlar veren bir merci olmak yerine, devletlere yükümlülüklerini hatırlatan ve çözüm önerileri sunan bir mercie dönüşebilir. Bu sayede örneğin aynı konuda yapılacak başvurular incelenmeksizin reddedilir ve mahkemenin daha önce sunmuş olduğu önerilere uyma konusundaki yükümlülüğünü yerine getirmeyen taraf devlet bundan sorumlu tutulabilir. Bu görüşün başarısı, tamamen taraf devletlerin iş birliğine bağlıdır. Sistemin kendi kendine buna evrilmesi mümkün değildir. Taraf devletler buna yönelik bir irade ortaya koymalı ve böyle bir sisteme geçilmesini sağlamalıdır, aksi takdirde böyle bir sisteme geçilemez.

İşbu ders notu, Hukuk Sebili© tarafından üretilmiştir. Öğrenciler istedikleri gibi paylaşabilirler. Başka sitelerin izin almaksızın paylaşması, fotokopicilerin çoğaltarak satışını yapması yasaktır.

İndirme linkini yazının sonunda bulabilirsiniz.

Hukuk ders kitaplarına ilişkin yaklaşımımızı biliyorsunuz, hukuk derslerine nasıl çalışılır sorusunun ilk cevabı “hukuk derslerine hukuk ders kitaplarından çalışılır” olmak zorundadır. Özetini paylaştığımız kitap, insan hakları hukukunun en iyi ders kitaplarından biri, dolayısıyla imkanınız varsa alıp okumanızı tavsiye ederiz.

İnsan hakları hukuku, ticaret ve usulle birlikte, 3.sınıfın kapsamlı ve zor derslerinden. Ha eşya da var, unutmayalım. Ceza özel de kolay sayılmaz. Kamu maliyesi ve vergi hukuku… Evet, 3.sınıfta kolay ders yokmuş, siz en iyisi hepsinin konularını 3.sınıf hukuk ders notları sayfamızdan, konular bittikten sonra da 3.sınıf hukuk pratikleri sayfamızdan bulun ve çalışın.